Eşyaları konuşturmayı seven bir yazar Orhan Pamuk, farklı denemeler yapmayı da çok seviyor romanlarında. Masumiyet Müzesini zevkle okumadığımı söyleyeme, beğenmediğim ve tekrar okumak istemediğim türden bir kitap. Sonrada kitabı açtığımda notlar aldığımı da farkettim. Notlarımı yazarın anlatım zenginliğinden faydalanmak ve kitapta hoşuma giden yerleri vurgulamak amacıyla aldığımı gördüm. Müzesi olan bir kitap Maumiyet Müzesi, yazar kitabın sonunda okurlarına bu müzenin bir biletini de hediye ediyor, kitap sonlarında eklediği ayrıtında kitabın karakteri ile farklı bir diyalogda bulunuyor, eşyaları konuşturuyor ama yine de bütün bunlar kitabın sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Sıkıcılık, konuların sürekli aynı tempoda ve aynı dögüde olmasından kaynaklanıyor sanırım. Füsun’ların evine gidiyor, yiyorlar içiyorlar, sohbet ediyorlar. Kitabın büyük bir bölümünde bu desen olduğundan sıkılıyor okuyan kişi. Kitap kısa bir kitap olmadığından sözünü ettiğim sayfaların sayısının çok olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.

Zengin Kemal ile yoksul akrabası Füsun arasındaki ilişkiyi anlatıılıuyor kitapta, Füsun güzellik yarşımasına katılmış bir kızımız. Kemal ise varlıklı bir ailenin çocuğu, arkadaşları tarafından sevilen, onlara zaman geçirmeyi seven Kemal, bir düğüne gidiyor ve orada yıllar sonra Füsun’u görüyor ve kitaptaki olaylar başlıyor. Füsun kızımız güzelliğine güvenen, Kemal ile kaçamak görüşmeler yapan sinema oyuncusu olma hayallerini gerçekleştirmek isteyen, kimi zaman kandırılmaya çok açık, kimi zaman açık gözlü bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kemal Füsun’dan sonra aklını kaybediyor, sürekli Füsun’lara gitmeyi kendine adet ediniyor. Eğitimli kız arkadaşını bırkaıyor ve Füsun’a yöneliyor.

Kitapta Füsun’a duyduğu hastalıklı aşkı iyi bir şekilde hissediyor okurlarına Orhan Pamuk, kitap içerisinde hayata, İstanbul’un varoşlarına, büyük şehirde sıkışmış insanların dertlerine, hayallerini gerçekleştirmek amacıyla her şeyi göze alan genç kızlara ve erkeklere değiniliyor. Füsun’un ve Kemal’in aileleri toplumun iki farklı aile yapısını temsil ediyor, yoksul-az eğitimli ve varlıklı-eğitimli aileleri. Füsun’un ailesi yoksul, az eğitimli ve televizyon karşısında hayatlarını geçiren bir aile. Kemal’in ailesi de tam tersi, iyi eğitimli ve varlıklı bir aile. Kemal’in her türlü imkanı varken, aşkı yüzünden düşmesi ve tüm bu imkanları kaybetmesi, arkadaş çevresini aşkı yüzünden bırakması gibi aşırılıkları aşkın hastalık boyutunu anlatması açısından kitabın en çok dikkatimi çeken sayfalarıydı. İstanbul’un kenar semtlerinde yaşanan hayatları detaylı olarak okuyucuya sunan yazarımız, Nişantaşı’nda yaşanan hayatlar ve Taksim’in arka sokaklarında yaşanan hayatların nasıl tezat olduğunu göstermiş.

Arkadaşlarının kendisini yanlış yolda olduğuna ikna etmeye çalışmaları, Füsun’un ona uygun olmadığı, onu bitirdiğini söylemelerini dinlemiyor Kemal, ve arkadaşlarına “Benim için hayatın amacı mutluluk değil”, “O yüzden benim mutlu olmadığımı, hayattan kaçtığımı zannediyorsun… Bana huzr veren başka bir hayatın eşiğindeyim…” diyor Füsun’a lan aşkını anlatırken. “Avrupa’da zenginler, kibarca zengin değil gibi yaparlar…Uygarlık budur. Bence kültürlü ve uygar olmak da herkesin birbiryle eşit ve özgür olması değil, herkesin kibarca diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır. O zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz.” diyerek Avrupa’lı zenginlerin ve Türkiye’de yaşayan zenginlerin mukayesesini yapan Kemal’in varlıklı nişanlısı Sibel’in nasıl ortada bırakıldığı, toplumun bu konular sonrasında oluşan problemlerde Kemal tarafından eleştirilmesi ve Kemal’in bu konularda yaptığı tespitlerden oluşuyor.

Orhan Pamuk, kimi yazılarında kitaplarındaki karakterlerinin her ne kadar kendisi ile ilgili olmadığını söylese de, kimi zaman bunun zıttını görebiliyoruz romanlarında. Kimi yazılarında da bu karakterlerin kendisinden bir takım düşünceleri ve davranışları aldığının ipuçlarını veriyor. Bunlara örnek olaraki Kemal’in ağzından yaptığı kitapta bulunan bu yorum oldukça hoşuma gitmişti diyebilirim, “Hayatın, insanlığın çoğunluğu için, içtenlikle yaşanması gereken bir mutluluk değil, baskılar ve cezalarla inanılması gereken yalanlarla yapılmış dar bir alanda, sürekli rol yapma hali olduğunu” sezmesi, kendini ve mutluluğu arayan bu varlıklı gencin mi yoksa onu durdurmak isteyen arkadaşlarının mı yanlış yolda olduğunu anlamamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.

Prous ve Flaubert’ten alıntılar yaptığı, müzeleri gezerek onları bizlere anlattığı sayfalar ve Orhan Pamuk’un Kemal ile olan diyalogları nedenleriyle kitabın son sayfaları daha fazla ilgi çekici gelmişti. Kitabı tekrar okumam dedim ama, bu türde roman okumayanların okumasını tavsiye ederim. Kitaptaki karakterlerin kimilerine göre hastalıklı olarak ifade edilen bir aşkın insanı nelerden edebileceği, neleri kaybedip, neleri kazanacağını düşünmesine yardımcı olacak bir roman. Karakterlerin kimilerine göre de, Kemal ve onun yanında olanlar, samimi ve saf bir aşkın korunması için nasıl saklanacağı, nasıl müze haline getirilebileceğini görmenizi sağlayacak bir roman. Ben ise bu iki görüşün arasındayım.