Edebiyat Profesörü İskender Pala’nın Efsane romanı, zevkle okuduğum ve okurken notlar aldığım, okurken kahramanlarına karşı yakınlık duyduğum bir roman. Kapak tasarımından, mekan ve karakter betimlemelerine, kullanılan dilden ve kitabın sonunda kullanılan denizcilik sözlüğüne kadar herşeyi ile çok iyi bir roman sunmuşlar. İskender Pala’nın dilinin ağır ve edebi olduğunu söyleyenler var ama okuduğum kitaplarında, buna ornek oluşturacak bir dilin kullanımı ile karşılaşmadım. Bir de Orhan Pamuk ile söylediğim gibi İskender Pala okumayı siyasetle ilişkilendiren “okumuş” yobazlar var, bırakın bu zihniyeti artık. Orhan Pamuk’u da okuyabilir insanlar, İskender Pala’yı da, size hiçbirşey sormak zorunda olmadıkları gibi, sizin aşağılamalarınızı da çekmek zorunda değil kimse. Yazarları herhangi bir siyasi parti ile ilişkilendirmeden duramayan, kendilerini kusursuz zanneden okumuş cahillerden oluşan, kibirli bir güruh türedi halkımızın içerisinde. Bu zihniyete ne ara geldi bizim güzel ülkemiz anlayamıyorum.

Bir Barbaros Romanı yazıyor kitap kapağında ancak olaylar daha çok Alkala ve Billure ( Beatrix ) arasında geçiyor. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın ve onun yaramaz papağanı, kardeşi Hızır Reis, Decan Ojeda romandan aklımda kalan karakterler. Kitabı okurken kimi sayfalarda durup tekrar okudum, söz söyleme sanatı, yazı yazma sanatı öyle güçlü araçlardır ki, kimi zaman sihirden bile güçlü etkiler bırakabilir. İskender Pala’nın kitaplarında kimi cümlelerde yada paragraflarda bu etkinin olduğunu düşünüyorum. Mesela tekrar tekrar okumak isteyebileceğiniz, okuduğunuzda iyi hissedeceğiniz, yaşam serüveninizde yanınızda bulundurmak isteyeceğiniz özlü yada hikmetli sözler, hikayeler olabiliyor. İskender Pala’nın kimi betimlemeleri, cümlelerinin beni böyle etkiledğini söyleyebilirim. Tasavvufun temel anlatımı daha çok alegoriktir, yazarın da bunu sıklıkla kullandığını düşünüyorum. Tasavvuf ile ilgili olduğunu söylemiyorum bu arada romanın, yanlış anlaşılmasın, yazarın bu tür anlatımları seçtiğini söylemeye çalışyıorum. Belki de abartıyorum, en iyisi bir ornek vereyim. Paragrafın ikinci kısmı beni etkileyen, düşündüren kısım. Kimi cümleleri kitapla ilgili olayların nasıl geliştiğini söyleyip, kitap okuma zevkinizde mahrum bırakmamak amacıyla yazmadım.

“Sevenin sevgiliyi arıyor olduğunu bilmenin sevinciyle çılgına dönmüştü çünkü. Biliyordu, haddi aşan her şey zıddına evrilirdi. Yıllarca o derece hasret kalmış, onu görmeyi yüreğinde o derece arzulamış, onu iştiyakla öylesine özlemişti ki, görüşme vakti geldiğinde “kavuşma”nın “özlem” derecesinde yüksek olmayacağını düşünmüş, “Ya özlediğini bende bulamazsa” fikri, kalbini vuslattan alıkoymuştu. Bu hal, hızlı dönen bir tekerleğin tersine dönüyor gibi görünmesini andırıyordu. Sevilenin seveni görmek istemeyişi gibi istiğnadan değildi bu, bilakis sevenin sevileni görmeye dayanamayacağı kadar özlemdendi. O vakit ki hali, çöllerde kalıp da “Ya suyum biterse” diye yıllarca matarasındaki suyu içmeden susuzluk çeken bir divanenin hali gibiydi.”

Tasavvuf İslamiyeti kendi tarzıyla anlatır, seven ve sevileni şöyle açıklayabiliriz. Seven kul, sevilen Allah’dır, seven Allah, sevilen kuldur. Kul’un Rabb’in huzuruna erişeceği vakti vuslattır. Kul öyle bir özler ki Rabb’ini, bu yüzden dünya gurbet olarak adlandırılır. Bu paragrafta iki insan arasında olan sevgiyi anlatıyor yazar ama tasavvufi boyutuyla sevgi bu şekilde anlatılır. Bu tür anlatım alışkanlıklarının, yazarın anlatım tarzını etkilediğini düşünüyorum. Açıkçası bu anlatım tarzını oldum olası severim, tasavvufun İslamiyeti anlama şeklinin her zaman doğru olduğunu düşünmesem de, edebi eserlerde bulunan, bu katmanlı anlatım her zaman ilgimi cezbetmiştir.

Farklı sayfalarda da yine, menkıbe yada kıssalar kullanabiliyor.

“Nemrut, Hazret-i İbrahim’i bağlatıp meydanda büyük ateşler yaktırmış. Yanına varılamayacak ateşler. Sonra bir mancınık ile İbrahim’i ateşe fırlatmışlar.. İbrahim havada ateşe doğru giderken yanında serçe kadar bir kuş belirmiş. Ona yetişmek için nefes nefese kanat çırpıyormuş. İbrahim, ‘Ne yapmaya çalışıyorsun?’ diye sormuş. Kuş, ‘Sana yardıma geldim, varsa bir isteğin derhal yapayım’ demiş. O zaman İbrahim, ‘Sen, şu cirminle bana nasıl yardım edebilirsin ki? Derhal uzaklaş yanımdan, bari yanma, kendini kurtar’ deyince kuşcağız, ‘Evet belki sana yardım edemem, ama seninle yanarım, değil mi ki ben de senin inandığın gibi inanıyorum, bari safımız belli olsun’ demiş’

Yazarın bu anlatım tarzını Divan edebiyatı profesörü olması sebebiyle normal olduğunu biliyorum, hoşuma giden bir üslup olması nedeniyle de burada alıntı yapıyorum. Burada anlatılan menkıbenin kaynağını bilmiyoruz, Kuran-ı Kerim’de ve hadislerde bu şekilde geçmiyor. Yardıma gelenin kuş değil, karınca olduğunu da aktarırlar kimi anlatımlarda. Dediğimiz gibi İslam’ın temel ve tek kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de ve güvenilir hadis kaynaklarında bulamazsınız bu anlatımı, daha çok tasavvufi anlatımdır.

Billure ile Alkala, genç yaşta aşık olurlar. İkisi de farklı isimler edinmişlerdir. Billure, Müslüman olduğundan zülum görmemek için ismini Beatrix olarak değiştirir. Sevgililer arasındaki hasreti, birbirlerini aramalarını, bu yolda yaşadıkları olayları heyecanla okuyorsunuz. Billure ve Alkala’nın geçmiş yaşamları ile ilgili olayları da sonraları daha detaylı bir şekilde öğrenmeye başlıyorsunuz. Kuzey Afrika’da bulunan Araplar’ın Osmanlı’ya karşı takındıkları tavır, Preveze Deniz Zaferi, Oruç Reis kitapta anlatılan diğer konular. İstanbul, Gırnata, Kuzey Afrika, Akdeniz, Roma ve Madrid gibi mekanlarda kimi zaman Billure’nin bir gemide yaşadığı macerayı, kimi zaman Alkala’nın Billure’nin izinde konuştuğu yada bulmaya çalıştığı kişiler ile yaşadıkları maceraları anlatılıyor.

Osmanlı donanmasında, günümüzde Türk Ordusu’nda devam eden geleneğin, gemilerin en üst notkasına Kuran-ı Kerim yerleştirildiğini, Hızır Hayreddin Paşa’nın Zülfikar işlemeli sancağını, Barbaros Hayrettin Paşa’nın Osmanlı donanması tarafından nasıl saygıyla anıldığıını  ve her Osmanlı donanmasına ait geminin, Kaptan-ı Derya’nın yattığı yeri selamlaması ve onun için Fatiha okuduğunu da yine İskender Pala’dan öğrenmiş oldum.

Bu kitabı da tekrar okumak istediğim kitapların arasında olduğunu söylemeliyim, kitapta kullanılan denizcilik terimleri bir yerden sonra sıkabilir. Sürekli kitabın arkasında bulunan sözlüğe baktığımı söylemeliyim.