Ülkemizin Nobel ödüllü yazarı, Orhan Pamuk kimileri tarafından çok fazla eleştirilen, kimileri tarafından yerlere göklere sığdırılamayan bir yazarımız. Yazar bizden biri olunca, onu eleştirmek, ona kızmak daha kolay geliyor sanırım bu coğrafyada yaşayanlara. Objektif olmayı bilmediğimizden, ya adam kayırırız yada tamamen dışlarız, Orta Doğu ve Anadolu’da yaşayan halkların yeni sürümünde bu var diye düşünüyorum.

Konu Orhan Pamuk ve kitabımıza gelmeden, birkaç konu ile ilgili yazmak istiyorum. Tamamen benim fikirlerim, Türkiye’de insanımızın eğitimsiz olduğu, cahil olduğuna inanmıyorum. Okuma yazma oranı oldukça yüksek bunun yanında iyi niyet, samimiyet, dürüstlük gerileme gösterdi. Bir ülkenin okuma ve yazma oranı 100% olmalı, bunun aksini isteyen okuma ve yazmanın ne olduğunu kavrayamamıştır, yada iyi niyetli değildir. Bu oranların, okuma ve yazma oranlarının eğitim değil, öğretim olduğu gerçeğini kavramamıza neden olması gerektiğini düşünüyorum. Bizde, samimi, iyi niyetli, dürüst, akıllı, kimsenin adamı olmayan kişilerin yetişmediğini düşünüyorum. Bu türde kişiler yetişse bile sistemin işleyişine kendilerini kaptırıyorlar sanırım. Birilerinin safında olmamız yada birilerinin fikirlerini benimsememiz gerektiği düşünülür, yada bunun zıttı. Siyah ve beyaz olmak gibi, bir ve sıfır olmak gibi düşünüyoruz her şeyi. Orhan Pamuk’un romanlarını okumak konusunda bile bu yanlışımızı yineliyoruz. Orhan Pamuk okursan elit ve eğitimlisin, okumazsan vatansever ve muhafazakarsın. Bunu yada benzer sözleri söyleyenler yada düşünenler çok, internette biraz gezinin burada yazdığımın otesinde ayrımları bile gorebilirsiniz. Birbirimizi dışlamak ve halkımızı bölmek için herşeyi kullanmalarına izin veriyor insanımız.

Ben söyleyeyim Orhan Pamuk okuduğunuzda elit yada eğitimli olmazsınız, vatanseverlikten yada muhafazakarlıktan da bir şeyiniz eksilmez. Orhan Pamuk, Ermeni soykırımı oldu dediği için geçmişte yaşanmamış bir soykırımın yaşanmış sayılmayacağı gibi. Roman okumuş olursunuz, onun düşüncelerini, hayal gücünü görürsünüz. İnsanların düşüncelerine saygı duymazsak, bizim ile aynı düşüncede olmayan tüm insanları dışlarsınız, bugünün toplumunun geldiği nokta da budur. Orhan Pamuk, Umberto Eco ile arkadaşlığıyla, birlikte verdikleri röportajlarıyla, romanlarıyla, hatalarıyla doğrularıyla ele alınması gerekir. Bir işi yapamayanlar, genelde o işi eleştirirler. Bizim de boyle bir problemimiz var, hiçbir şey yapmadan eleştirmek günlük bir takıntı oldu bizler için. Konu Orhan Pamuk’tan nerelere kadar geldi, biz konumuza değinelim.

Benim Adım Kırmızı, Beyaz Kale’den sonra yazarın en çok hoşuma giden ikinci romanı, Beyaz Kale’de Osmanlı’da geçiyordu. Orhan Pamuk’un yazdığı ilk tarihi hikayelerden birini okuyan bir eleştirmen, yazarın günün önemli sorunlarından kaçmak için tarihe sığındığını söylemiş. Beyaz Kale ile ilgili olarak kaleme aldığı yazısında, yazar da bunun doğru olduğunu ve eleştirmenin haklı olduğunu söylüyor. Sanırım ben de, aynı şekilde tarihi romanları, Erken Ortaçağ, Yeniçağ ile ilgili olan romanları daha çok seviyorum.

Kitap arkasında, “Benim Adım Kırmızı, hem Orhan Pamuk’un en çok dile çevrilen ve en çok hayranlık duyulan eseri hem de modern edebiyat tarihimizin dünyada en çok okunan kitabı” yazılı. Şeküre, Kara, Şeküre’nin ailesi, Yahudi Ester, nakkaşlar, Leylek, Zeytin, Erzurumlu Hoca Efendi, hattatlar, kahvehane, meddah, Enişte Efendi’nin ve Şeküre’nin çocuklarının etrafında kurgulanmış.

Şeküre’nin, Kara ile olan aşkı nedeniyle evden gitmesi istenen Kara, bir süre sonra eve geri dönüyor. Kara çapkın bir adam, Şeküre’de oldukça alımlı ve güzel tasvir edilmiş. Bir de Şeküre’nin savaştan dönmemiş eşinin kardeşi Hasan var, serseri bir tip. Hasan ve Şeküre arasındaki ilişkinin işlenmesi ile yazarın, toplumun bir tarafını eleştirmeyi amaçladığını düşünüyorum. Türk toplumunda yaygın olmayan kimi durumları bile, tüm toplumda yaygın uygulama buluyormuş gibi işlemesi sanırım yazarın severek izlediği bir yöntem.

Yahudi Ester, bohçacılık yapıyor ve bunun yanısıra çöpçatanlık yaparak tanıştırdığı kişiler ile de gurur duyuyor. Kahvede toplanan nakkaşlar, eleştirel bir tiyatroda resimlerin ve nesnelerin kendisini bir meddah vasıtasıyla dinliyorlar. Romanda en çok hoşuma giden anlatımlardı diyebilirim. Renklerin, hayvanların, nesnelerin dile gelmesi romanın en çok ilgimi çeken sayfalarıydı. Yazar da kitabın en severek yazdığı sayfalarının eşyaları değil, renkleri konuşturduğu yerler olduğunu söylüyor. Kendi görüşlerinde olmayan, kimi zaman eleştiri seviyesini arttıran kahve ve sakinleri, bizim gibi düşünmeyenleri istemeyiz diyen insanların saldırısıyla karşılaşıyor. Toplumun hoşgörü ve birbirine saygısının hangi boyutlara ulaşabileceğini eleştiren yazarın, bu görüşünde ve eleştirisinde yanlış olduğunu söylememiz çok zor.

Bilirsiniz, Orhan Pamuk en çok Murat Bardakçı tarafından eleştirilir. Yorumsuz bırakmak isterdim ama biraz içeriğine değineyim bu eleştirilerin, okumadıysanız sonra siz internetten dilerseniz okursunuz Murat Bardakçı’nın eleştirilerini, İlber Ortaylı’nın da kendisini eleştirdiğini okuyabilirsiniz. Orhan Pamuk’un hiç bilmediği yada az bildiği konular ile ilgili olarak yazdığı, en küçük Türk gencinin dahi bileceği Anadolu’ya ve İslam’a ait öğeleri karıştırması, ornek olarak caminin balkonu yazması vb gibi, konularında Murat Bardakçı’ya katılmamak elde değil.

Kişilerin kendi ağızlarından dinlediğiniz hikayeleri de romana ayrı bir tat getiriyor, “Benim Adım Kara”, “Bana Zeytin derler” gibi karakterlerin kendilerinin konuştuğu sayfalarda, çok farklı açılardan romanı ve olayları görebiliyorsunuz.

Erzurumlu Hoca Efendi karakteri ile de bağnaz ve yobaz zihniyeti eleştiren Orhan Pamuk, kimi yerde eleştirel kurgunun dozunu arttırıyor. Bu konuların dozunu iyi ayarlasa, gereksiz konulara girmese, kişisel olarak da toplum tarafından sevilmesi için hiçbir engel olmayacak diye düşünüyorum. Ancak yazar, halkın kilit taşı tabir edilebilecek noktalarına çivi çakıyor, halkımızın rahatsızlığının da bundan kaynaklandığını düşünüyorum. Orhan Pamuk’un yazar olarak ele alınması gerektiğini ve değerli bir yazar olduğunun farkına varılması gerektiğini ve edebiyatımızda kendisinden faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum. Amin Maalouf’da çok fazla eleştiri alıyor bunu da unutmamak gerekiyor, bu insanların sayısının çok olmadığını da bilmemiz gerekli.

Yazarın kitaplarının sonunda bulunan, kitap ile ilgili kaleme aldığı yazıları, açıklamaları Orhan Pamuk’un kitaplarının en çok sevdiğim sayfaları diyebilirim. Bilginize bilgi katacak, yazarlık konusunda çok şey öğrenilecek, kitabın kurgusunu nasıl yaptığını anlamamıza yardımcı olacak tüm bilgileri bize sunuyor. Bu kitabında da, kitabın nasıl yazıldığı, hangi kitaplardan ve düşüncelerden etkilendiği gibi konuları öğreniyoruz. Şehname, Hüsrev ile Şirin, Kitab-ur Ruh gibi kitaplardan alıntılar yaptığı, minyatürleri tasvirlerini yaptığını söylüyor yazar. Kitabın sonunda bulunan Kronoloji de, kesinlikle meraklı okurların incelemesi gereken bir ayrıntı. Bu konularda çok cömert bir yazar olduğunu düşündüğüm Orhan Pamuk’un bu kitabı da tekrar okumak istediğim romanlardan. Şunu da bilmekte fayda var, Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine “Türk romancısı Orhan Pamuk, Avrupa’ya roman nasıl yazılır gösteriyor” diyor, bunun çok fazla Türk için yazıldığını okuyamazsınız yada söylendiğini duyamazsınız.