Üniversitede okuduğum yıllarda, ülkemizde Umberto Eco’nun yazıları bir gazetede yayınlanıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, Radikal gazetesiydi. Aynı dönemde Wars and Warriors: Joan of Arc oyununu oynuyordum. Oyunda bulunan şövalyeler, Ortaçağ atmosferi, kılıçlar ilgimi çeken konulardı. Soylediğm donemlerde, bu konuların büyük çoğunluğu aklımda çok fazla yer işgal ediyorlardı. Sozunu ettiğim gazetede tam sayfa, renkli bir kitap reklamı gördüm. Atının üzerinde duran, silahını ve zırhını kuşanmış bir şövalyenin resmi vardı. Kitap kapağına aldanıp kitap almam diyerek kimseyi kandırmak istemem, ama burada durum farklıydı. Resimden sonra ilgimi çeken ilk şey, yazarın ismi oldu. Büyük harflerle Umberto Eco yazılıydı ve altında Baudolino yazıyordu. Gül’ün adı filmini ve Sean Connery’nin oyunculuğunu izledikten sonra, Umberto Eco’nun ismini fazlasıyla araştırır olmuştum. Sanırım Trt 2’de pazar günleri, sinema kuşağında yayınlanmıştı. Gül’ün adını okuduktan sonra izledim bir de filmi, o zaman da ilk izlediğimde aldığım tadı vermişti.

O zamanlar Baudolino’yu almadım, okuyamadım. Aynı yıllarda sabahlara kadar Linux, C, C++ ile ilgili kitaplar okuyordum. Roman okumak pek mantıklı gelmiyordu, gençlik kendine göre kurallarını belirletiyor size. Sonraları, okuma alışkanlıklarınız ve sevdiğiniz türler aksi istikamete yönelebiliyor ve teknik kitaplar yerine roman okumak için zaman ayırma yollarını arıyorsunuz.

Kadıköy’de sahilde bulunan büyük kitapçıya arada bir giderdim, orada gördüğüm şövalye Baudolino’yu kapak resminden tanıdım. Onunla birlikte birkaç kitap daha alarak, kitapçıdan çıktım. Kitabı aldıktan sonra birkaç defa kitabı okumaya başladım, ama her okuyuşumun otuzuncu sayfasından sonra, belirli bir süre okumaya ara veriyordum. Bu aralardan sonra, başa dönüp okumaya tekrar başlıyordum. Hergün belirli bir sayfa miktarı belirledim ve okumaya başlamalıyım artık dedim. Kitabın girişinde Bauolino’nun yalan yanlış yazdığı kelimeler, kitabı okumanızı zorlaştırıyormuş, okuma zevkimi kaçıran nedenin bu olduğunu anladıktan sonra ve giriş kısmını okuduktan sonra, kitabın tamamını okumak bir haftadan daha kısa sürdü diyebilirim.

Bu kitap ve yaklaşık 7 kadar farklı kitap ile programlama ile ilgili olarak yazılar yazmıştım ama sözünü ettiğim dönemde kullandığım hosting firması Webevi, sunucularında çıkan bir problem nedeniyle, benim bilgim olmadan yedekten yükleme yapmış ve bir ay içerisinde yazdığım bütün makaleler silinmişti. Firmaya burada değinmemin sakıncasını görmüyorum, pişkin bir şekilde hergün yedek alsaydınız şeklinde konuşmuşlardı. O zamandan sonra bir daha makale yazacak ne zamanım oldu, ne de isteğim. Bu yüzden kitap ile ilgili olarak şimdi tekrar yazıyorum.

Gül’ün adı romanında, bağnaz kiliseyi ve onu oluşturan din adamları ile engizisyonu eleştiren Umberto Eco, her zaman aklın ve eleştirinin sembollerinden biri oldu benim için. Baudolino’da bu konulara değiniliyor ama daha farklı bir anlatım şekliyle. Yalancı şövalyenin ve onun kimi zaman komik, kimi zaman hayal ürünü olup olmadığını anlamakta zorlanacağınız hikayelerini okuyorsunuz.

İmparator Friedrich’in oğlu olduğunu anlatıyor bize ve aldığı iyi eğitimle, konuşmasıyla Niketas’ı nasıl etkiledğini görüyoruz. Arkadaşları ile gizemli diyarlara yaptığı yolculukların tümü oldukça eğlenceli. Roman Ortaçağ’da İstanbul’daki yangın ve yağmalamayı göznüzün önüne getirmeyi ve İstanbul’un geçmişine bir seyahat etmenizi de sağlıyor. Gradal ve kutsal kase, her kilisede nasıl bulunduğu bilinmeyen kutsal emanetler gibi konuları da eleştirel olarak işlemiş Umberto Eco. Baudolino, gerçekten kutsal olduğunu varsaydıkları bir emanetin nasıl oluyorda çok fazla sayıda kilisede aynı zamanda bulunduğunu düşünmemizi istiyor, ilginç bir aşk yaşadığı Beatrix ile aralarındaki mektupları bize okuyor. Niketas bu yalancı şovalyeden dinlediklerini de tarih olarak aktarıyor.

Baudloino’nun Rahip Otto’ya hayal ürünü olarak uydurduğu el yazmalarının başlıkları, Haham Solomon, Gradal gibi karakter, nesne yada konuların batı ve doğunun batıl inançlarda nasıl birleştiğini görmeniz açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Kitap tekrar okuyacaklarım arasında, okurken ve okuduktan sonra eğlendiğinizi hissettiğiniz romanlardan birisi Baudolino. Uydurma kralların, batıl inançların, uydurma memleketlerin hikayelerini yalancı bir şovalyenin anlatımıyla okuacağınızı ve okurken çağımız ile karşılaştırma yapmanızda fayda olduğunu düşünüyorum.