Arap baharı olarak adlandırılan devrimler ve karışıklıklar silsilesi uzun süredir devam ediyor, ancak burada aklımın almadığı birçok olay ve soru var. Yemen, Tunus, Mısır, Suriye ülkelerinin tümünde iç karışıklıklar meydana geldi ve birçok Müslüman kardeşimiz hayatını kaybetti. Devam eden karışıklıklar, çocukların, bebeklerin, kadınların ve yaşlıların şehadetleriyle yankılanıyor kulaklarımızda, o kadar gözümüzün önünde cereyan ediyor ki bu olaylar gönlümüzün derinliklerinde hissediyoruz tüm bu yaşananları.

Arap ülkelerinde başlayan gerilimler sosyal medya üzerinden yürütüldü ve kitlesel bir harekete dönüştü. Facebook ve Twitter üzerinden yapılan yayınlar ve paylaşımlar,  bu ülkelerde yaşayan genç nüfusu ayaklandırdı ve harekete geçirdi. Neden harekete geçtiler? Kimler için ayaklandılar? Amaçları nedir? Bu soruların tümü birer bilinmeyen olarak karşımızda duruyor, en azından benim için,  aklıma gelen bu sorulara yanıt arıyorum.

Devrim olarak adlandırılan ve Müslümanlar’ın devrimi olarak ifade ettikleri bu karışıklık döneminde, kimin kime hizmet ettiğini bilmek, sanırım kolay değil. Dinimiz İslam için yapıldığı öne sürülen ve uyanış hareketi olarak anılan bu iç karışıklıkların tümü neredeyse aynı tezgahtan çıkmış, aynı kalıptan çıkmış gibi duruyorlar. Devrimlerde kullanılan simgelerden tutunda, devrimlerin başlangıcı, organizasyonu, devrimlerin tümünün ülkeleri bayraklarıyla anılması, devrim için kullanılan sloganlarda özgürlükten bahsediliyor olması, batılı ülkelerin bu devrimleri desteklemesi ortak noktalar olarak rahatlıkla gözlemlenebilir. Eğer İslami bir uyanış hareketi olsaydı asabiyete dayandırılır mıydı bu hareket? Batılı ülkelerin tasarladığı ve üzerinde oldukça fazla emek sarfettiği bir oyun gözümde canlanıyor, son teknoloji yazılımların ve karar destek sistemlerinin kullanıldığı giriş ve çıkış parametreleri önceden bilindiği varsayılan kanlı bir oyun. Sözgelimi Türkiye’de muhalefeti ve iktidar partisini destekleyen (siyaset konuşmayacağım demiştim ancak örnek vermek için konuşuyorum) kişilerin birbirlerine olan oranlarını Facebook üzerinden belirlemek sandığınız kadar zor değil, yazılımcı kimliği ile bunu söylüyorum. Kişilerin sosyal paylaşımları ve yönelimleri bir ülkede yaşanan güncel durum hakkında oldukça fazla bilgi veriyor. Matematiksel ve sosyolojik araştırmalar yapılarak insanların yönelimlerini belirlemek oldukça kolaylaşıyor sosyal medya sayesinde. Arap baharı olarak isimlendirilen bu olaylarda da başlangıç ve gelişiminin bu şekilde olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize İslami bir uyanıştan bahsedeceksiniz sonra da, ülkenizin bayrağını simge olarak kullanacaksınız. Pek inandırıcı gelmiyor insana.

Yemen’de bir takım sorunlar yaşanırken başladı olaylar, Tunus’ta Bin Ali’nin devrilmesinin başlangıç olarak kabul edilmesi de ilginç. Yemen’deki olaylar Tunus’tan önce başladılar. Fas ve Cezayir tutumlarını Avrupa yanında kullandıklarından belki de çok fazla problem ile karşılaşmadılar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 senesinde ”Cezayir’de Fransızlıların yaptığı soykırımdı. Sarkozy bu soykrımı bilmiyorsa, gitsin babası Sarkozy’ye sorsun.Sarkozy’nin dedesi de İspanya’dan kaçıp Osmanlı’ya sığındı, daha sonra Fransa’ya göç etti. Sarkozy eğer kendi ailesine bakarsa, orada Türkiye’nin Türklerin yardımında, hoş görüsünden başka hiçbir şey görmez” dediğini hatırlarsınız. Cezayir Başbakanı’nın da ““Hiç kimsenin Cezayirlilerin kanı üzerinden ticaret yapma hakkı yoktur.” dediğini de hatırlarsınız, Fransa’nın kızgınlığından mı korktu, yoksa Cezayir Başbakanı Fransa’nın yanında mıdır bilemiyorum.

Irak savaşında, Saddam Hüseyin’in heykelini deviren Irak’lılar Amerika’nın demokrasi değil kan ve gözyaşı getirdiğinin farkına varmışlardır. Ülke içerisinde fesad çıkarmak Müslüman’ların yapmaktan kaçınacağı, yapmayacağı bir eylemdir. Kuran-ı Kerim’de Allah’u Teala “Emir sahiplerine itaat edin” buyurmaktadır. Irak, Amerika ve Birleşik Krallık’a karşı kendi içerisinde yer alan peşmergeler gibi oluşumlar tarafından da satılmıştır. Mossad’ın en gizli operasyonlarının anlatıldığı güncel bir kitap var, alıp okumanızı tavsiye ederim. Irak, Mısır ve Suriye’de üst düzey yöneticilerle yakın ilişkilerde bulunabilecek kadar yakın konumlara Mossad ajanlarının yerleştirildiği anlatılıyor. Kitap içerisinde buna benzer pekçok açıklama yer alıyor. Komplo teorisi değil Şimon Perez bile kitap hakkında yorum yapmış. Ülkelerin tüm gizli bilgilerinin bu derecede ortaya çıkarılabiliyor olması iç güvenlik ve istihbarat konularında biz Müslüman devletlerin sınıfta kaldığımızı gösteriyor. Halbuki kitabımız Kuran-ı Kerim’de münafıklardan bir haber geldiğinde inanmamamız, araştırmamız emrediliyor.

Bugünlerde Suriye’de Beşer Esad’ın düşürülmesiyle ilgili durum daha da karışık, Özgür Suriye Ordusu olarak anılan muhalifler, rejimi destekleyen Nusayriler ve Iran, Şiiler hepsi bu karmaşının içerisinde yer alıyor. Türkiye’ye olan yakınlığı nedeniyle Suriye ve Irak ülkelerinde yaşanan problemler bizi daha yakından ilgilendiriyor. Sessiz kalmak, orada yaşayan kardeşlerimizi düşünmemek, onların dertleriyle dertlenmemek mümkün değil. Türkiye’nin desteklediği bir takım grupların Suriye’de yer aldığı iddia ediliyor, olabilir de olmayabilir de. Türkiye’nin bilerek Suriye’yi karıştıracağını düşünmek pek çok açıdan mantıkla uyuşmamaktadır. Türkiye’yi de etkileyeceği gün gibi açık olan bir konu bu, “One Minute” çıkışından sonra Başbakan Erdoğan Arap ülkelerinde bir kahraman haline geldi; Türkiye ve Türklere beslenen sempati arttı. Geçmişte bölücü terör örgütü PKK için Suriye tarafından yapılan destekleri de unutmamak gerekir. Suriye’de şehit edilen tüm kardeşlerimize ve orada savaşan tüm mücahitlere Allah’u Teala galibiyet ve kolaylık ihsan etsin. Masumların katledildiği bir iç karışıklık ortamında, bunu yapanların ıslah edici olduklarını savunmaları ve İslamiyet adına çalıştıkları söylemlerine inanmak olanaksız. Suriye’nin bu kanlı süreci Allah’ın yardımıyla atlatmasını tüm kalbimizle istiyoruz.

Mısır’da bu devrimlerde zarar gören ülkelerden, Müslüman Kardeşler’den Mursi yönetime geçti ancak halk bu konuda da endişelerini dile getirdi. Mısır’ın da batılı devletler tarafından planlanan bu oyunda darbe aldığını görmekteyiz. Tahrir meydanı tıklım tıklım doluyordu, gençler özgürlükten bahsediyorlardı. Sosyal medya ve insanları yanıltmaya yönelik hareketlere yenileri eklendi, Müslüman’lar ile namaz kılan hristiyanların resimleri gösterildi, yol kesicilik, terör, fesad çıkarma gibi dinimizde yasaklanmış ve dinimize ters düşen uygulamalar görüldü. Mübarek’ten sonra herşey yoluna girmedi, bir sürede daha öyle devam edecek sanırım. Mısır halkının da bir an önce salaha kavuşmasını Allah’u Teala’dan istiyoruz.

Devrimler silsilesi ile devam eden bu olayların kimlere hizmet ettiğini net bir şekilde bilemiyoruz ancak batılı devletlerin ve yabancı istihbarat teşkilatlarının ve bunların haber alma ve kışkırtma araçları sosyal medyanın ve yanıltma,kışkırtma araçları klasik medyanın olayların oluşumunda ve sürdürülmesinde büyük payları var. Halkları kızdırın, çatıştırın ve geriye çekilip izleyin. Parçala, böl ve yönet olarak anılan temel bir kural var. Problemi ayırabildiğiniz en küçük parçalara ayırın, daha küçük problemlere ayırın. Müslüman halklara karşı yürütülen Haçlı seferleri ve Israil’in oyunlarında yer alan bir süreçtir belki de bütün bunlar. Amaçlarını kestirmek ise çok da zor değil; “Karmaşa ortamı oluşturmak”. Bu karmaşa ortamında ise insanlar lidersiz kalırlar ve yapması gerekenleri bilemezler. Suriye’de ki gibi muhalifler ve Esed yanlılarını birbirleriyle karşı karşıya getirirsiniz ve suya sabuna dokunmadan sizin için var olan bir problemi ortadan kaldırırsınız.

Sakın zannetmeyin ki Müslüman kardeşlerimizin hürriyet mücadelesini desteklemiyorum, onların fikirlerini ve istişhadını desteklemiyorum. Suriye, Filistin, Mısır, Tunus, Irak ve diğer Müslüman kardeşlerimizle olabilmek, onlara yardım edebilmek için can atıyorum. Diktatörlerin değil Kuran-ı Kerim’in ve adil yöneticilerini yönetiminde bulunmalarını Allah’tan diliyorum. Hürriyete kavuşmak için savaşan Suriyeli, Mısırlı, Tunuslu, Yemenli ve diğer tüm kardeşlerimizi gönülden destekliyorum, ancak Türkiye’de böyle bir iç karışıklık çıktığında ya da iki Müslüman devlet karşı karşıya geldiğinde zarar görenlerin neredeyse tümü Allah ve Rasulü Hz. Muhammed (s.a.v.)’e inanan Müslümanlar olacaklar. Türk ve Kürt ayrımı, Sünni ve Alevi ayrımı yapılmaya çalışılıyor biliyorsunuz, böyle bir karmaşa çıktığında hayatını kaybedenlerin hepsi Müslüman olmayacak mı? Düşmanlarımıza, münafıklara, müşriklere ve kafirlere karşı birlik olabilsek, kendi iç çatışmalarımızı da konuşarak, en güzel bir şekilde çözmeye çalışsak daha iyi davranmış olmaz mıyız? Dikkat edin tekfir etmek, hariciler gibi kendisinden başkasını doğru görmemek, Sünni ve Şii’lerin birbirleri hakkında yanlış zanlarda bulunmaları, korku ve karmaşanın insanlara sunulması, Müslümanlar’ın birbirlerine karşı düşman olmasının istenmesi ve bunlara benzer pekçok aldatmaca hep bu şer odaklarının planladıkları ve uygulamaya geçirdikleri uzun süreli bir planın parçası. Kapitalizm ile birlikte kimi ülkelerin artık işgal edilmesine dahi gerek kalmamıştır, zaten adamlara vergi verir gibi onların mallarını alıp-satıyorsunuz, gerek var mı böyle ülkeleri işgal etmelerine?

Biz Müslümanlar hilafeti kaybettiğimiz günden beri Müslümanlar’ın liderleri yoktur. Hilafetin kaybedilmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla başlayan bir süreç değildir bunu iyi anlamak gerekir, hilafetin biz Müslümanlar tarafından gerektiği gibi geçmişte anlaşılmaması ve önemsenmemesi hilafetin birleştirici unsur olduğuna inanılmaması bu duruma sebep olmuştur. Haccac-ı Zalim’in sözü geliyor aklıma “Siz olun Ashab gibi, ben de olayım Ömer bin Katta gibi”, şimdi burada da ayrıcı bir unsur aramayın, Haccac-ı Zalim’i mi övüyorsun diye.

Kim aksini destekliyor ve iddia ediyorsa yanılır “Allah Nur’unu tamamlayacaktır”, siz olmadan da ben olmadan da bu dünya dönmüştü, şimdi de dönüyor. Siz olmadan ben olmadan bu Din-i Kayyum ve Kuran-ı Kerim baştacı edilir ama bu yolda çalışmak, desteklemek çok güzel değil midir? Siz pasta, bal, börek yerken kardeşleriniz, Hz. Adem (a.s.) gelen kardeşlerimiz de yesin istemez misiniz?

Türkiye için de bu tür oyunlar kurulmaktadır ve Türk halkı bunları her geçen gün daha iyi anlamaktadır. Dindar-az dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laik-Laik olmayan,Zengin-Fakir,Solcu-Sağcı,Rejim yanlısı-Rejim karşıtı gibi ayrımlar yapılmak istenmektedir. Müslümanların bu tür oyunlara gelmemesi gerekir, aramıza siyasetin ve bölünmenin girdiği gün bizler bölündük ve parçalandık. “Gelin birlik olalım, aramızda konuşarak silahlı müdahaleye, kavgaya gerek kalmadan çözmeye çalışalım problemlerimizi ey Müslüman kardeşlerimiz” diyebilmeliyiz. Türkiye’nin bu noktadaki sorumululuğunu iyi bilmesi ve buna göre yoluna devam etmesi gerekir. Suriye, Mısır, Irak halklarının çektiği sıkıntılar bizi ilgilendiriyor, çok fazla yeterli sebebimiz var bunun için.

Bir de Müslüman kardeşlerimizi katledilirken Cihad’ı yalan, yanlış nefsimize göre yorumlamayalım, nefs-i cihad konusunda lütfen biraz daha düşünün, Müslüman kardeşlerimiz katledilirken dahi nefsimizi mi düşüneceğiz?

Gerçek devrimi Türkiye yapıyor, İslami uyanış hareketi Hz. Muhammed (S.a.v.) Efendimiz tarafından ilk önce ilim ve sevgiyle gerçekleştirildi. Okullara Kuran-ı Kerim, Arapça ve Efendimiz (S.a.v.) hayatının ders olarak eklenmesi, kamusal alanda yapılan reformlar, geçmiş ile yüzleşen bir ülke durumuna gelmemiz, insanların din, dil, siyasi görüşlerinin önemsenmeden vatandaş olarak yaşayabilme özgürlüğünün verilmesi yolundaki çabalar bu iyileşmenin görünür adımları. Herşey muhteşem diyemeyiz ülkemizde ancak bu adımları görmek dahi büyük bir başarıdır.

Allah’u Teala bizleri münafıklardan ve kafirlerden uzak tutsun, Kuran-ı Kerim ve Sünnet ile yaşamayı ve Müminler ve Muttakiler olarak yaşamayı ve O’na varmayı nasip etsin. Ya Rabbi bu Ümmet senden gelecek her türlü hayra muhtaçtır, Ümmet-i Muhammed’e sen yardım et.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun

A Syrian protester makes a victory sign near their national flag during a protest calling for Syria's President Bashar al-Assad to step down, in front of the Syrian embassy in Amman